Gazze’den Sonra (Uluslararası) Hukuktan Bahsetmek Barbarlıktır!

Home/Av. Ali Rıza YAMAN/Gazze’den Sonra (Uluslararası) Hukuktan Bahsetmek Barbarlıktır!

Gazze’den Sonra (Uluslararası) Hukuktan Bahsetmek Barbarlıktır!

Gazze’den Sonra (Uluslararası) Hukuktan Bahsetmek Barbarlıktır!

Av. Ali Rıza Yaman

 

. Barbarlığın Bir Âleti Olarak Hukuk

İkinci Dünya Savaşı’nda Polonya’da, Auschwitz’de ‘aşağı ırk’ olarak görülen milyonlarca Yahudi ve Çingene yakılır.

Ve moderniteye sahici tenkitler getiren Adorno zamanla dillere pelesenk olan meşhur sözünü eder: “Auschwitz’den sonra şiir yazmak barbarlıktır.”

Adorno’ya göre o ‘barbarlık’, aynı zamanda modernitenin de iflâsıdır.

Holywood’un el atması ile birlikte âdeta bir mit mesabesine gelen  Auschwitz’de yaşananlar, Batılı birçok yazar için meseleleri entelektüelize etmenin, vesilesiyle mevzu konuşmanın güzel bir aracı hâline gelir.

Auschwitz, Z. Bauman için de mühimdir.

Bauman, Modernite ve Holocaust’ta, Auschwitz’de yaşananların modernitenin tabiî tekâmülünün neticesi olduğunu söyler.

Zira ona göre ‘modern olan’a nispetle şekillenen bir yapı (kapitalist üretim ilişkileri, işbölümü, modern bürokrasi vs.) olmasaydı holocaust da gerçekleşemezdi.

Peki bu doğru mudur?

Kısmî bir doğrudur.

Zira zatî ve asıl prensipleri itibariyle kötü olan Batı, modern döneminden önce de bir günde yüz binlerce insanı katletme becerisini gösterebilmiştir.

Bauman’ın tenkit ettiği modern yapı, bu sürecin neticesi ve mecmuudur.

“İnsanlığın kalk borusu” olan Gazze’de yaşananlardan sonra, Adorno’dan ilhâmla biz de şöyle diyebiliriz:

Gazze’den Sonra (Uluslararası) Hukuktan Bahsetmek Barbarlıktır!’

‘Entelektüelize etmek’e müspet bir mânâ yüklersek şayet, “Ürdün’den Akdeniz’e tek bir bütün olan” Filistin Meselesi de; meseleleri entelektüelize etmenin, vesilesiyle mevzu konuşmanın, kâinatı, dünyayı, hâdiseleri okumada nirengi noktası olarak bellemenin güzel bir vesilesidir.

En başta şu demokrasi meselesi:

Davos’taki malûm ve mühim “van münit” olayından sonra Livni’nin ettiği meşhur laf:

“Türkiye’de de seçimler var.”

Türkiye’de de seçimler var, dolayısıyla T. Erdoğan istediği kadar gürleyebilir.’ mânâsına mı geliyor bu söz?

Yani isteyen istediğini söyler, ama olacak olan olur.

Siyasi gelişme, ‘seçmen’leştirilen insanların iradesine rağmen, onu hedef alarak şekillense ve bunun neticesi milyonlarca insanın ölümü olsa da mahiyeti değişmez.

Peki insanlara rağmen hükmünü yürüten ve neticesi kan, nefret ve gözyaşı olan ‘siyasi gelişme’den murad olunan nedir?

 

. Siyasi Gelişme

“Siyasi gelişme”, özellikle 1945-68/69 arasında daha ziyade dış konjönktüre nispetle şekillenen bir kavramdır.

Mahiyeti zamana göre belirlense de şu üç unsuru her dem bünyesinde barınıdırır:

İstikrar, demokrasi ve Amerika, yani ‘Hür Dünya’  yanlılığı.

Bu üç unsurdan biri olan ‘istikrar’dan muradın ne olduğu artık herkesçe malûm:

Amerika tarafından mahiyet ve kapsamı belirlenen ekonomik programların, yine Amerika’nın menfaatlerine hizmet edecek şekilde ‘istikrara kavuşturulacak ülkeler’de câri hâle gelmesi.

Yani sömürgeleştirme.

‘Siyasi gelişme’nin bir diğer ögesi olan ‘demokrasi’ de aynı süreçte, yani kendini ‘Hür Dünya’ olarak tanımlayan ve sunan Amerika’nın pro Amerikanizm eksenli bir dış politikanın dünya ölçeğinde geçerli kılınma çabası sürecinde tanımlanmaya çalışılır.

Hâkim fikir şudur:

“Demokrasi, son kertede politik bir metottur. Bu hâliyle, belli tarihî şartlar altında varacağı sonuçlarla ilgili olmaksızın kendiliğinden bir amaç olmaya çok da uygun olmayıp, ‘hükümet oluşturma yöntemi’nden ibarettir.”

Bir hayat tarzı dikte etme hâlinden uzakmış gibi duran bu önerme/tanım, hayatî olan şu suâlleri de beraberinde getirmektedir:

Peki demokrasi denilen bu yöntem, her toplumsal örgütlenme için geçerli midir?

Bu yöntemin geçerli olması için gerekli tarihî ve içtimaî koşullar var mıdır?

Varsa bu koşullar nasıl sağlanır?

Demokrasinin âdeta bir bedahet hâlini alıp, ‘ideolojik bir vahit’miş gibi telâkki edilmesi bu ‘politik metod’un pratiğe tatbiki sürecine paralel olarak gelişir.

Bu politik metodun, demokrasi idealinin pratik başarısı ve mücessem ifadesi ABD’dir.

‘Demokrasinin mücessem ifadesi’ olarak kendini sunan Amerika’nın varlığı demokrasi idealine ermek için bir ‘geçiş süreci’ni ihtar etmektedir.

Bu ‘geçis süreci’ âdeta tabiî bir tekâmül olup, ‘kutlu ideal’e ermek için belli bazı evreleri geçirmek şarttır.

Bu hususu ‘Demokrat Düzenin Şartları’nda M. Lipset şöyle ifade eder:

Siyaset sistemlerini toplumun diğer yanlarına bağlayan belki en beylik genelleme, demokrasinin iktisadî gelişme seviyesiyle ilişkili olduğudur. Bir ulusun hali vakti ne kadar yerindeyse, demokrasiyi yaşatma şansı o kadar yüksektir.”

Kendisini Yeni ve Hür Dünya olarak takdim edenlerin ‘siyasi gelişme’lerinde önemli bir rol oynayan iki rejim vardır: Washington, Londra rejimleri.

S. Hüseyin’in ifadesiyle, ‘bu ümmetin Yahudisi’ olan Şiî’lerden müteşekkil Tahran rejimini bu çerçevede anmamak büyük eksiklik olur.

Hukuk aracılığıyla işlenen barbarlıkların üstünde bu üç rejimin parmak izlerini görmek mümkündür.

 

 

Etiketler: Av. Ali Rıza Yaman, Yaman Hukuk, Salih Mirzabeyoğlu, Gazze, Adorno, Auscchwitz, Bauman, Holocaust, Livni, Siyasi Gelişme, Martin Lipset,

 

By | 2017-08-12T19:46:23+00:00 Ağustos 12th, 2017|Av. Ali Rıza YAMAN|0 Comments

About the Author: