‘Uluslararası’ Sıfatlı Hukuk Üzerine

Home/Av. Ali Rıza YAMAN/‘Uluslararası’ Sıfatlı Hukuk Üzerine

‘Uluslararası’ Sıfatlı Hukuk Üzerine

‘Uluslararası’ Sıfatlı Hukuk Üzerine

Av. Ali Rıza Yaman

 

. İdeolojik Bir Faaliyet Alanı: Uluslararası Hukuk

Siyaset, dışı tanzim etme sanatıdır.

Ona mânâ ve mahiyet kazandıran ‘şey’, ardındaki fikir hamûlesidir.

Fertler ve cemiyetler bu ‘şey’e nispetle fetih, hak ve şuurunu elde eder ve yine bu ‘şey’e nispetle kâinatı, zamanı, eşya ve hâdiseyi okuyup, teshir ederler.

Fert ve cemiyet sayısınca siyaset yapma tarzı vardır denilebilir.

Mesele ve son kertede verilen kavga; hangi siyaset yapma tarzının câri hâle geleceğidir.

Bu kavga, aynı zamanda bir dil kavgasıdır.

Zaten en üst siyasi şuurun mücessem ifadesi ve örgütlenmesi olan devlet de, ‘bir cemiyetin dil, duygu ve düşünce faaliyetlerin toplamı’ ve bundan daha fazlası olan bir örgütlenmedir.

Bu ‘toplam’, bir cemiyetin kültür vasatını da ele vericidir ki, en derin ve en müşahhas veçheleriyle hukukun hasrında, ona âit ve ona dair olup bir ‘dünya görüşü’nü işaret eder.

Dünya görüşü, yani ideoloji, fert’in ve de cemiyetin, fertle, cemiyetle, kâinatla, zamanla, mekânla kurduğu münasebeti mânâlandıran, inanılan ile yaşanılan arasında paralelliği sağlayan bir bütündür.

Yani ‘herşey’ demek olup, son derece insanîdir.

Daha doğrusu; sadece insanîdir.

Daha da doğrusu, ideoloji; ‘görünen’, ‘gören’, ‘görünen bir varlık’ olduğunu bilen, zaten bu şuurla dünyaya gönderilen ve ‘tenkidî şuur’a doğuştan sahip olan insan içindir.

Sayın Dr. Hakkı Açıkalın’ın ifadesiyle; ‘sadece hayvanların ideolojisi olmaz.’

Çünkü hayvanın inandığı ile yaşadığı arasında bir paralellik sağlamak gibi bir mükellefiyeti yoktur.

Ama insanın vardır.

Bu türden misâlleri çoğaltmak mümkün.

Ancak mevzuumuz çerçevesinde verilecek en güzel misâllerden biri de bizce şudur:

Ali Rıza bey biliyorsunuz ben hukuka ideolojik yaklaşan biri değilim.’

Sahibi olduğu malûmattan ve pratikten dolayı hakikaten değerli olan bir Onursal Başkanımız’ın bir vesileyle sarf ettiği bir cümledir bu.

Böylesine bir keyfiyet belirten değerli bir hukukçumuz bile böyle bir cümle kuruyorsa durum çok ciddi demektir.

Bu durumda ideolojilerin kritiklerinden daha ziyade, ideolojinin ne olduğunu anlatmamız icap ediyor ki, bu vasat, bizim çok ciddi bir ideolojik kuşatma altında olduğumuzun göstergesidir.

Âdeta mimlenen bir kelime olan ‘ideoloji’yi telâffuz edince birçoğunun aklına hemen Marks falan geliverir… Öyle olduğu için de ‘ideoloji’ ondan ibaret bilinir. Bunda bir gerçeklik payı yok değildir.

. “İdeoloji” Üzerine

‘İdeoloji’ye ilk kavramsal çerçeveyi kazandıran Destutt de Tracy olmuştur. Dönem, tarihin önemli kırılma noktalarından birinin olduğu dönem olup, 1700’lü yılların sonudur… Tracy, ‘ideoloji’yi fikri bir sistem, bir program dahilinde tatbik etme zımnında kullanır. Bu kavramsal çerçeve, çok veçheli bir ‘şey’ olarak fikir sahnesinde yerini alır.

Marks, ideolojinin bir cihetiyle gerçekliği çarpıtan bir ayna olduğunu söylerken, diğer cihetiyle gerçekliğin ondan bağımsız olarak ifade edilemeyeceğini söyler, bütün bunları yaparken de bir ‘bilinç’e, bir farkındalık durumuna vurgu yapar. Bu vurguyu, bir karşı-fenomenoloji olarak görmek bugün için yanlış olmaz herhâlde: ‘İnsanları yapan bilinçleri değil, insanlar bilinci meydana getirirler.’

İdeoloji de yanlış bilincin şekillenmesinin müsebbibi olduğu için gerek varoluşun önündeki en büyük engel olan, gerçekliğin çarpıtan aynaya benzer.

İdeoloji’ye bu türlü bir yaklaşım çeşitli suretlerde bugünlere kadar taşınır.

Mannheim’ı, Foucault’su, Ricoeur’ü, Lacan’ı, Zizek’i ve ismini saymadığımız daha bir sürü düşünce adamı, fikirlerini, Marks’ın ‘idee’ ve ‘ideoloji’ telâkkisine nispetle ifade etmiştir.

Saydığımız isimlerden Zizek’i hassaten ele almak gerekir.

Zira Zizek, ideolojinin eleştirisinden önce egemen ideolojinin koordinatlarını sorgulamak gerektiğini söyler. Öyle ya, evvelâ ‘olan’ı anla, daha sonra iyi veya kötü, ama bir şekilde bir ‘olması gereken’ vaz’eden ideolojiyi eleştir…

. “İdeolojiler Öldü” İdeolojisi

İdeolojinin ölmesi’ demek ne demek pek biliyor değiliz. Olsa olsa ideoloji artık câri değildir, pratiği yoktur, şudur, budur…

Ama o ideoloji, bir fikirdir ve her fikir gibi kritiğe mevzudur.

Bir fikri kritik etmek demek de kadavrayı kesip-biçmek türünden bir faaliyet demek değildir. ‘İdeolojiler öldü’yü meşhur bir galat (-diyelim) olarak değerlendirdiğimizi belirterek, ‘şu ideoloji öldü’ ile ‘ideolojiler öldü’ arasında çok fark olduğunu söyleyelim. Bu farkı en iyi bilmesi gereken bir hukukçudur. Kâmil bir hukukçu bilir ki, ideolojiler ölmez. Her dem öyle veya böyle bir ideoloji vardır.

İnsanlara en kötüsünden ideolojik bir kimlik olarak sunulan ideoloji; ‘ideolojiler öldü ideolojisi’dir.

Egemen ideolojinin koordinatları’nın en müşahhas bir şekilde müşahede edileceği zemin hukukken, ‘hukuka ideolojik bakmamak’ bir hukukçu, hele ki ideal bir hukukçu tavrı olamaz. Çünkü bu da son kertede ideolojik bir bakıştır.

‘İdeolojiyi öldüren’ ideolojik bakış açısı; liberal-demokratik bir bakış açısıdır.

Onlara göre bu ‘ideoloji’nin bütün ideolojileri öldürmesi elzemdir.

Zira insanın ‘farkındalık’ durumu, liberal-demokratik sistemin bütün dünyada câri hâle gelmesinin önündeki en büyük engeldir.

Bu engel en baştan kaldırılmalı, farkındalık durumu örselenmelidir.

Liberal-demokratik sistemlerde fert ve cemiyetlerin idraklerini iğdiş etmede en büyük görev; hukuka düşmektedir.

Durum madem budur, o zaman tartışmaya ideolojiden önce, egemen ideolojinin koordinatlarının en müşahhas hâli olan hukuktan başlamak gerekmektedir.

 

 

Etiketler: Av. Ali Rıza Yaman, Yaman Hukuk, Uluslararası Hukuk, Salih Mirzabeyoğlu, Destutt de Tracy, Marx, Mannheim, Foucault, Ricoeur, Lacan, Zizek, ideloji

By | 2017-08-12T22:02:03+00:00 Ağustos 12th, 2017|Av. Ali Rıza YAMAN|0 Comments

About the Author: