‘Uluslararası’ Sıfatlı Hukuk Üzerine –II-

Home/Av. Ali Rıza YAMAN/‘Uluslararası’ Sıfatlı Hukuk Üzerine –II-

‘Uluslararası’ Sıfatlı Hukuk Üzerine –II-

‘Uluslararası’ Sıfatlı Hukuk Üzerine

Av. Ali Rıza Yaman

 

. Uluslararası Hukuk Aracılığıyla Vaz’edilen Değerler

Batı’daki kötülük, malûm ki, zâtî itibariyledir.

Zâtî itibariyle ve asıl/ temel prensipleriyle kötü olan Batı’nın tarihi, bir şiddet sarmalının tarihidir. Bu karakter o kadar bariz ve o kadar hâkimdir ki, ‘medenî vatandaş’ tanımları bile ‘şiddetten arınmışlık’ mihverlidir.

Şiddetten arınmış medenî vatandaş’ın devleti de yine şiddet karakterli olup, en bildik ve en genel tanımıyla ‘şiddet kullanma tekelini elinde bulunduran’dır.

Şiddet kullanma tekelini elinde bulundurma sadece ülke içinde câri olan hukuk için değil, uluslararası hukuk için de geçerlidir.

Uluslararası hukuk, âlemşümûl prensipler vaz’eden, belli prensipleri haiz olan bir hukuktur. Bu prensiplerin dayandığı kültür, daha ziyade Anglo-Sakson kültürdür.

Anglo- Sakson Cephe’nin dayandığı anlayış ise, demokratik değerlerdir.

Bundan dolayıdır ki, uluslararası hukuk demokratik değerleri mündemiç olan hukuktur.

Uluslararası hukuku tartışmak demek, demokratik değerleri tartışmak demektir aynı zamanda.

Çünkü demokrasi, bir meşruiyet zeminidir. Ki zaten ‘uluslar arası hukuk’ zımnında ‘Hür Dünya’ tarafından yapılan bütün faaliyetler de demokratikleşme adına yapılmaktadır.

“Demokratikleş(tir)me”, her şeyin belirleyeni olunca hukukî tanımların mahiyeti de pek tabi ki demokratikleşme ekseninde şekilleniyor.

Bunlardan birkaçı;

. ‘Westphalia Antlaşması’

Modern anlamıyla uluslar arası hukukun doğuş tarihi, devlet denilen ve uluslararası hukukun ‘süje’si olan siyasi birimlerin varlıklarını tescil edildiği 1648 tarihli Westphalia Antlaşmaları’na bağlanır.

 

Hukuka ideolojik bakmayanların hususen dikkat kesilmesi gereken sahtekârca ifade 1-;

Bu anlaşma, ‘devlet’ denilen ve uluslararası hukukun ‘süje’si olan siyasi birimlerin varlıklarının tescil edildiği bir anlaşmadır.”

Bir anlaşmanın tarafı olmak, kendini, kaskatı bir vakıa olan ve ‘devlet’ denilen bir varlığın tescil makamında görmek için kâfi sebep midir?

Batı’nın kendine has ve hususi olan bu parça doğrusunu âlemşümûl karakterli şeklinde göstermesi; ‘Afrika’nın keşfi’ ifadesi gibi sahtekarca bir ifadedir. Bunun doğrusu; ‘Afrika’nın Batılılarca öğrenilmesi.’dir.

Peki Westphalia Antlaşması’na ilişkin söylenenlerin doğrusu nedir?

Doğru ifade; ‘Westphalia Antlaşması, Batı’da emek ve sermayenin kapital hâlini aldığı, kapitalist üretim ilişkilerinin hâkim olduğu ve  imparatorlukların yerini ulus-devlet esasına dayanan merkezî devletlere bıraktığı bir süreçte yapılması ve bu anlaşmada tarafların birbirini resmî olarak tanıması hususiyetiyle mühimdir.’ gibi bir ifadedir.

 

. ‘Barış’

Demokratik değerleri mündemiç olan uluslararası hukukun mücessem ifadesi olan Birleşmiş Milletler, bu değerleri BM Barışı Koruma Kuvvetleri aracılığıyla yapar.

Peki bu kuvvetlerin hukukî statüsü nedir?

Barışı Koruma Harekatı’nın hukukî esasları, uluslararası toplumun en üst uluslararası hukuk normu olarak da nitelendirilen Birleşmiş Milletler Sözleşmesi’nde düzenlenmiştir.

Her fert ve cemiyetin ‘barış’ı kendi kültürüne göredir.

Meselâ, ‘gavura gavur demek yasaktır’ hükmünün konulması bizim için barışı bozan bir hükümdür de, ‘onlar’a göre anayasal-meşrutî sisteme geçilmesi ve özgürlüklere kavuşulması dolayısıyla barışı getiren bir hükümdür.

Meselâ, bütün farklılıkları törpüleyen, kendinden olmayanı öteleyen, tek tipleştirmeyi idealize eden vatandaşlık tanımları bizim için barışı bozan bir unsurken, onlar için bütünleştirici ve barışçıl bir unsurdur.

Meselâ, Anglo- Sakson cephe eliyle tahkim edilen ‘demokratikleş(tir)me’nin cenderesinden kurtulmak bizim için daimi barış için verilen bir istiklâl savaşı demektir de, onlar için barışın bozulması demektir.

 

Hukuka ideolojik bakmayanların hususen dikkat kesilmesi gereken sahtekârca ifade 2-;

Barışı Koruma Harekatının hukukî esasları, uluslararası toplumun en üst uluslararası hukuk normu olarak da nitelendirilen Birleşmiş Milletler Sözleşmesi’nde düzenlenmiştir.’

‘Uluslararası toplum’ kimdir?

Kendini ‘Hür Dünya’ olarak tavsif ve takdim eden Anglo-Amerikan cephenin vaz’ettiği demokratik değerleri benimseyenler.

Peki;

Anglo-Amerikan cephe, demokratik değerleri, kendisine has ve hususi olan bir siyaset yapma tarzını bütün dünyada câri hâle getirmek için kullanmaktadır. Bu değerler, işgali görünmez kılmak gibi bir mânâyı da haizdir. Dolayısıyla biz bu değerleri ve bu değerlere nispetle beliren siyaset yapma tarzını kabul etmiyoruz.’ diyen devlet ve cemiyetler yukarıdaki tanıma göre nerededir?

Bu devletler, barışı bozan ve dolayısıyla Barışı Koruma Kuvvetleri’nin faaliyet alanı içine giren devletlerdir.

 

Hukuka ideolojik bakmayanların hususen dikkat kesilmesi gereken sahtekârca ifade 3-;

‘Uluslararası toplumun en üst hukuk normu olarak da nitelendirilen Birleşmiş Milletler Sözleşmesi’nde düzenlenmiştir.’

Birleşmiş Milletler Sözleşmesi’ni uluslararası toplumun en üst hukuk normu olarak kim nitelendirmektedir? Anglo-Amerikan cephe.

Peki bu cephenin nitelendirmesi bir bedâhet midir ki, onu peşin bir kabul hâlinde alalım ve hemen benimseyelim?

Aynı şekilde, meselâ Afrika Birliği daha hak ve nesafete uygun bir kodifikasyon faaliyetine girişse, bunu bütün dünyaya ilân etse, kendilerini ‘Özgür Dünya’ olarak takdim edip bu dünyadan uzak düşenleri “barbar, vahşî” vs. olarak tavsif etse, ilân ettikleri bildiriyi Özgür Dünya’nın en üst seviyedeki hukuk normu olarak sunsa bütün bunlar da bir bedâhet ve peşin bir kabul olarak telâkki edilecek ve bu peşin kabule nispetle fikir imâl edilecek midir?

Yoksa bu vb. tanımlamaların o cemiyete has ve hususiliği göz önünde bulundurulacak, âlemşümul karakteri kritik edilecek ve ideolojik vahitlere nispetle mesele mi konuşulacak?

Ama tarihî vakıalar, yaşanmışlıklar bu örneği biraz ıskartaya çıkarmıyor mu, denilebilir.

İşin teknik, uygulanabilirlik, işlevsellik, vs, vs… hususlarını bir kenara bırakalım.

Tarihî vakıaların ve yaşanmışlıkların toplamı; kan, nefret ve gözyaşından başka bir şey değildir.

‘Beyaz Adam’ın ne işi var Ruanda’da?

Ve meşruiyeti nereden gelmektedir Ruanda Mahkemesi’nin?

            . ‘Uyuşmazlık’

BM Sözleşmesi, barışın korunması için uluslar arası münasebetlerde kuvvet kullanmayı yasaklar. Barış ve güvenliğin korunma görevi; Birleşmiş Milletler Örgütü’nündür. Örgüt, barışı koruma çerçevesinde iki yol izler. 1: Tarafların problemlerini barışçıl yollardan çözmelerini, toprak bütünlüğüne saygılı olmalarını, kuvvet kullanmak bir tarafa kuvvet kullanma tehdidinde bulunmamayı sağlamaya matuf olarak telkin faaliyeti. 2: Telkin ve önerilerin kifayet etmediği ve barışın bozulduğu yerde barışın yeniden tesis edilmesi ve de korunması için zorlayıcı yöntemler kullanmak. Üye devletlerin uyuşmazlıklarının barışçıl yollardan çözmelerine ilişkin mükellefiyetleri BM Sözleşmesi’nin VI. bölümünün 33-37. maddelerinde düzenlenmiştir.

 

Hukuka ideolojik bakmayanların hususen dikkat kesilmesi gereken sahtekârca ifade 4-;

‘Barış ve güvenliğin korunma görevi; Birleşmiş Milletler Örgütü’nündür.’

Varlık ve meşruiyetini kendinden alan bir örgütün bütün dünya adına karar almasının, bütün bir dünya adına savaş ilân etmesinin, bütün dünya adına bütün dünyaya müdahalede bulunmasının meşrulaştırıcı temelleri neye dayanmaktadır?

BM, zâtî itibariyle bir ‘şey’se onu konuşalım.

Yok değilse, bu ‘şey’in meşruiyet temelleri nelere isnat etmektedir?

BM’nin iş ve faaliyetlerinin meşruiyet kaynağı ‘en ziyadeye mahzar devletler’in gücü olabilir mi? Olabilir mi değil, öyle.

 

Hukuka ideolojik bakmayanların hususen dikkat kesilmesi gereken sahtekârca ifade 5-;

Hangi hâllerde BM Güvenlik Konseyi toplanır ve lüzumu hâlinde Barışı Koruma Kuvvetleri’ni harekete geçirir?

Uyuşmazlık durumunda.

Peki uyuşmazlık nedir?

‘Uyuşmazlık’, iki devlet arasında hukukî bir konu üzerinde bir anlaşmazlık veya hukukî görüşler veya çıkarlar arasında bir uyumsuzluk veya çatışma hâlidir.

‘Onlar’, uluslar arası uyuşmazlığı 2’ye ayırır: Hukukî uyuşmazlık, siyasî uyuşmazlık.

‘Siyasî uyuşmazlık’; ulusal çıkarlarla ilgili olup, uluslararası hukuk kurallarınca düzenlenmemiş bir alanda yahut var olan uluslararası hukukun kuralının değiştirilmesiyle ilgili olarak ortaya çıkan veya devletlerin çıkarlarını çok yakından ilgilendiren anlaşmazlıklardır.

 

Hukuka ideolojik bakmayanların hususen dikkat kesilmesi gereken sahtekârca ifade 6-;

Uluslararası hukukça düzenlenmemiş bir alanda veyahut varolan mevzuatın tatbikine dair bir sıkıntının görülmesi siyasi uyuşmazlıktır’ın mânâsı:

Madem siyasi bir uyuşmazlık söz konusudur, o zaman uluslararası hukukça düzenlenmemiş sınırların kapıları bize sonuna kadar açılmalı, oralar tarafımızdan tanzim edilmeli, yer altı ve yer üstü kaynakları olduğu gibi bize geçmelidir.

‘Siyasî uyuşmazlık’a istinaden BM Güvenlik Konseyi 1991’de karar almış, BM Sözleşmesi’nin 42. maddesine dayanarak yapılan ‘barışı zorlama harekâtı’nı gerçekleştirmek üzere Barışı Koruma Kuvveti’ni Kuveyt ile ‘siyasî uyuşmazlık’ içinde olan Irak’a yollamış, zorla barış getirmeye çalışan BM Barışı Koruma Kuvveti’ne kapılarını açmadığı ve ‘ortada ne hukukî, ne siyasî bir uyuşmazlık yok, olsa da bu seni ilgilendirmez, evine dön.’ dediği için Irak’a tonlarca bomba yağdırmış, ardından ambargo uygulamış ve 91’den bu yana 4 milyondan fazla insanın ölümüne sebep olmuştur.

Hukuka ideolojik bakmayanlara ölen bu 4 milyon insan ne ifade ediyor acaba?

            . ‘Barışı Koruma Harekâtı’

‘Barışı koruma harekâtı’, kural olarak BM Sözleşmesi hükümleri çerçevesinde askerî kuvvetlere verilen görevleri ifade eder. Tevdi edilen görevlerin ifâsında başvurulan hareketler ikiye ayrılır: 1- Barışı koruma harekâtı 2- Barışı zorlama harekâtı.

 

Hukuka ideolojik bakmayanların hususen dikkat kesilmesi gereken sahtekârca ifade 7-;

Barışı koruma harekâtı çerçevesinde yapılacak işlerin esasını ele veren sıralama yanlıştır. Yakın bir tarihte ve çok yakın bir coğrafyada, Irak’ta yaşananlar da göstermiştir ki, ‘uluslararası hukuk’ kılıflı işgaller evvelâ ‘barışı zorlama harekâtı’ kapsamında yapılıyor, ardında da ‘barışı koruma harekâtı’ gerçekleşiyor…

91’de, Irak’ta barış zorlandı. Neticede istenilen mânâda bir barış sağlanamadı ve milyonlarca insan öldü… Baktılar ne kadar zorlasalar da istenilen mânâda barış bir türlü gelmiyor, o zaman daha da büyük bir zorlama geldi. Bu sefer 3 milyon insan öldü, bir devletin başkanı idam edildi, neticede istenilen mânâda barış az da olsa sağlandı. Artık sıra; ‘barışı koruma harekâtı’na geldi. Barışı koruma harekâtının faaliyet yaptığı sürecin adı; ‘demokratik kurumların yerleşmesi, onun içselleşleştirilmesi ve normalleşme süreci’dir.

‘Barışı koruma harekâtı’, daha ziyade işbirlikçiler eliyle gerçekleştirilen bir harekâttır ki, Irak’ta ve Türkiye’de özellikle son zamanlarda yaşanan rezillikleri bu çerçevede değerlendirmemek yanlış olur.

Hür Dünya’nın ‘uluslararası’ sıfatlı hukuku, âlemşümûl bir tavsif olan ve her yerde mahiyeti hemen hemen aynı olan ‘hain’e ve ‘işbirlikçi’ye yeni nitelendirmeler getirerek, onları ‘Barışı Koruma Harekâtının elemanı’ olarak nitelendiriyor.

 

            . ‘Kuvvetler Statüsü Sözleşmesi’

Çok uluslu kuvvet, aksine bir anlaşma yok ise, kabul eden devletin iç hukukuna tâbidir. Ancak, daha somut bir işbirliği için, bu kuvvetleri kabul eden devlet ülkesindeki hukukî durumunu, hak ve yükümlülüklerini içeren özel antlaşmalara, ayrıntılı esas ve usullere ihtiyaç vardır. BM Barış Gücü Harekâtı ile ilgili kuvvetler statüsü sözleşmeleri, BM Genel Sekreteri ile ev sahibi ülke arasında yapılır.

Hukuka ideolojik bakmayanların hususen dikkat kesilmesi gereken sahtekârca ifade 8-;

Hukuka ideolojik bakmayan hukukçular da teslim edecektir ki, hukuk dilinde, ‘ancak’lar, ‘fakat’lar, ‘ama’lar, ‘ve’ler, ‘veya’lar, ‘hâlinde’ler son derece mühimdir. Bahse mevzu olan hukuk, uluslararası hukuk ise daha mühimdir. Zira hukuk kılıflı bütün işgaller bu ‘ancak’lardan sonra yapılmaktadır.

Çok uluslu kuvvet, aksine bir anlaşma yok ise, kabul eden devletin iç hukukuna tâbidir. Ancak, daha somut bir işbirliği için, bu kuvvetleri kabul eden devlet ülkesindeki hukukî durumunu, hak ve yükümlülüklerini içeren özel antlaşmalara, ayrıntılı esas ve usullere ihtiyaç vardır.”

İlk cümle, herhangi bir yargı bağımsızlığını, dokunulmazlığını içermeyen ve de talep etmeyen bir cümle gibi durmaktadır.

Ancak gelin-görün ki işin içinde bir ‘ancak’ vardır: ‘Ancak daha somut bir işbirliği için…’

Daha somut nasıl bir işbirliği olabilir ki? Adam sana kapılarını, topraklarını açmış, daha ne yapsın? Yetmez, yapması gereken çok şey var.

Meselâ?

Yargı dokunulmazlığı mı isteniliyor?

Hayır canım ne münasebet, bu, bir ülkenin fiilî ve hukukî işgali demektir.

Ya ne isteniyor?

Model Kuvvetler Statüsü Sözleşmesi’ hükümleri çerçevesinde belirlenen özel antlaşmalar, ayrıntılı esas ve usuller.

Nedir bunlar?

‘Ufak-tefek birkaç teferruattan ibaret’ hususlar.

Meselâ?

Meselâ; ilk plânda, kuvvetin harekât yapılacak ülkeye girişinde gereken kolaylık ve ayrıcalıkların tanınması.

Meselâ; ev sahibi devlet tarafından kuvvet mensuplarının pasaport, vize, yabancı kayıtları gibi kanunî formalite ve düzenlemelerden muaf tutulması.

Meselâ; kimlik kartlarıyla ve de BM seyahat ve görev emirleri ile ülkeye giriş-çıkışın serbest olması.

Meselâ; BM Sözleşmesi’nin 104 ve 105. maddeleri ile 1946 tarihli BM Ayrıcalıklar ve Bağışıklıklar Sözleşmesi hükümlerinin uygulanması.

Peki anılan maddelerin ve bu sözleşmenin hükümleri neleri muhtevidir?

Barışı koruma kuvveti personelinin, görevlerine giderken geçtikleri ve görev aldıkları ülkelerdeki hak ve yükümlülükleri genellikle 1946 tarihli sözleşmeye göre belirleniyor.

‘Ufak’ bir ayrıntı: Bu sözleşmeler, barışı koruma kuvveti personeline mutlak ceza yargısı dokunulmazlığı tanımaktadır.

Ceza yargısı dokunulmazlığı demek ne demektir?

Şu demektir:

Elin Amerikalısı senin ülkenin başkentine gelir, istediği gibi gezer, tozar, istediği kadar kafayı çeker. Ardından arabasına atlar. Sarhoşluğun, yargı dokunulmazlığına sahip olmanın verdiği özgüvenin ve de görev yaptığı ülkenin siyasetçilerinin dışarıdan herhangi bir müdahaleye gerek kalmadan Amerika’nın nam ve hesabına çalışmasının verdiği durumun etkisiyle birçok insanı arabasıyla resmen ezer, onların ölümüne sebep olur. Ve bu durum karşısında hiç kimse, hiç bir şey yapamaz. Çünkü onun ceza yargısı dokunulmazlığı vardır.

Yahut elin Amerikalısı dünyanın en köklü ordularından birinin mensubunu, hem de kendi ülkesinde ve emri altındaki askerlerinin önünde tokatlar. Ama kimse kılını kıpırdatamaz. Çünkü onların ceza yargısı dokunulmazlığı vardır.

 

. ‘Düşmanı Olmayan Asker’

BM Barışı Koruma Kuvveti’nin mensupları bulundukları ülkelerde işledikleri suçlardan dolayı kabul eden ülkenin değil, gönderen ülkenin hukukuna tâbi olup, kabul eden ülkenin ceza yargısından mutlak şekilde muaftır. Zira en başta, BM, bir silahlı çatışmanın tarafı değildir. Böyle olduğu için de kuvvet mensupları ‘düşmanı olmayan asker’ olarak tanımlanmaktadır. Zaten bu kuvvet, ev sahibi ülkenin rızasıyla ve Kuvvetler Statüsü Sözleşmesi  çerçevesinde görevlendirildiği için, barış kuvveti elemanlarının kendini savunmak maksatlı silah kullanması hâlinde 1949 tarihli Cenevre Sözleşmeleri’ne göre yargılanamazlar.

Peki neye göre yargılanırlar? Silahlı Çatışma Hukuku’nun prensiplerine göre yargılanırlar ki, bu yargılamada askerlerin yaptığı ve suç unsuru içeren faaliyetleri daha ziyade ‘disiplinsizlik’ olarak kabul edilmektedir.

Hukuka ideolojik bakmayanların hususen dikkat kesilmesi gereken sahtekârca ifade 9-;

Kelâmın yalama olduğu noktadayız. Biz hukuka ideolojik bakmazken, adamlar hukukî  kavramsal çerçeveler oluşturup, hukuk aracılığıyla işgaller yapmaktadır. İnsan zekâsına bu kadar hakaret edildiği bir dönem var mıdır bilmiyoruz. Her şeyi bir tarafa bırakalım. ‘Düşmanı olmayan asker’ tanımı bile insan zekâsına büyük bir hakaret olup, hukuka gayet ideolojik bakmak için kâfi bir sebeptir.

**

Hukuka ideolojik bakmayanların hususen dikkat kesilmesi gereken sahtekârca ifade 10-

“Uluslararası hukuk, gayet hukukî bir hukuk olup, bu hukuka ideolojik bakmamak gerekir. Zira bu bakış, objektif, değer yargılarından arınmış ve nesnel verilerle hareket etmesi gereken hukukçu profiline uymamaktadır.”

Sözün bittiği, kelâmın yalama olduğu dip noktasındayız.

Bu noktada söylenecek tek şey; “zırva tevil götürmez”den ibarettir.

 

 

Etiketler: Av. Ali Rıza Yaman, Yaman Hukuk, Uluslararası Hukuk, hukuk, ideoloji, Westphalia Antlaşması, Birleşmiş Milletler, Anglo-Sakson Cephe, Kuvvetler Statüsü Sözleşmesi, BM Ayrıcalıklar ve Bağışıklıklar Sözleşmesi, Silahlı Çatışma Hukuku, Cenevre Sözleşmesi, Kuvvetler Statüsü Sözleşmesi,

By | 2017-08-12T21:56:19+00:00 Ağustos 12th, 2017|Av. Ali Rıza YAMAN|0 Comments

About the Author: